21 Ağustos 2014 Perşembe

Yazdım İşte 4...

Sıcacık yaz akşamı 
Arka bahçede kurulmuş tahta masa
Etrafında bir çok sandalye
Tepesi ağaçlarla dolu, dallarında meyveleriyle
Ot kokusu sarmış her yanı
Ağustos böceklerinin tatlı gürültüsü
Sofrada zeytinyağlılar, sıcak ekmek kokusu
İnsan kokusu; sabunla, kum kokusu arası.
Hafiften esen meltem, ağaçların hışırtısı,
Saçlarımı alıp omuzlarımdan dudaklarıma süren.
Kalabalık sofra
Çatal, bıçak sesleri arasında, tokuşan bardakların çınlaması
Bir an
Durur bakarım
Ve mutluluk denen şey
Gözle görülmez derler
Ben görürüm.




8 Ağustos 2014 Cuma

Hababam Sınıfı Müzesi sınıfta kaldı:(

Hababam Sınıfı Müzesi
Geçen gün eşimle iş dolayısıyla Avrupa yakasından sık geçemediğimiz Anadolu yakasına geçmiştik. İşimiz erken bitince de fırsat bu fırsat Acıbadem'deki Valide Bağ Korusu içindeki Adile Sultan Kasrı yani o sevgiyle, aşkla yıllarca tekrarlarını dahi bıkmadan izlediğimiz fenomen olmuş bir film Hababam Sınıfı'nın çekildiği müzeyi gezelim dedik.
Öncelikle adresi bulmak oldukça meşakkatli oldu çünkü ne koru ile ilgili ne de müze ile ilgili herhangi bir tabela bulamadık, dolayısıyla Türk usülü sora sora bulduk:)
Bulmaya bulduk da ne oldu...


Koca kasır sadece bir odadan oluşan müze olmuş. Girdik içeri galoş almanız gerek dediler, eh tamam verin, çifti 2tl. dediler, iyi verdik 4tl. heyecanla bekliyoruz, gözüm iki taraflı ahşap merdivenlerde, gözümün önünde filmden sahneler... ama bir sakillik de var ortada çünkü içeri girince tam diğer kasırlardaki gibi restoran havasındaydı neyse dedim herhalde burası ayrı, müze ayrı...değilmiş müze şu yukarıda gördüğünüz odadan ibaretmiş. İçeriye ziyaretçi girince açtıkları o meşhur film müziği çalıyor, üç tane kötü yapılmış balmumundan heykel ve fotoğrafların basılı olduğu sıraların üzerine yerleştirilmiş kartonlar...

Arka kapı

Üstelik bu yer Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlıymış.
Neyse odadan çıkınca sorduk yukarı katlar diye, oralar ofis efendim giremezsiniz dediler.
Daha bitmedi bahçeye çıktık arka kapı ön kapı kısmı bir kaç fotoğraf ama bahçe pislik içinde her yanı ot bürümüş, köşe bucak öbek öbek çöplük. Şöyle bir bakalım filmden aklımızda kalanları bulur muyuz dedik, demir kapı, beden eğitiminin yapıldığı bahçe, nerdeeeee...
Velhasıl sonuç hüsran.

Hem üzüldük hem çok sinirlendik çünkü böyle bir yapı, böyle geçmişi olan bir yer eğer Avrupa'da olsaydı nasıl olurdu ve ne kadar gelir getirirdi diye düşündük.... 
Filmle ilgili ne bir bilgi, ne broşür ne de hatıra eşya vardı. Ama müdür ile karşılaşınca duygu ve düşüncelerimizi ilettik, ne olur bilmiyorum ama çalışmalar varmış, yapım aşamasındalarmış. Benim bildiğim bu masal bitmez:(




Ön Kapı
Vikipedi'den koru ve kasır hakkında bulduğum bilgiyi paylaşıyorum; Yaklaşık 200 yıl önce Sultan III. Selim ( 1798–1807 ), annesi Mihrişah Valide Sultan ( öl.1805 ) için Çamlıca eteklerinde yer alan arazide bir bağ köşkü inşa ettirir.
Mülkiyet, Sultan Abdülmecid ( 1839–1861 )’e geçince; yapı annesi Bezmialem Valide Sultan ( öl.1853)’a hediye edilir. Bezmialem Valide Sultan; yurt içinden ve yurt dışından getirttiği bitki türleriyle araziyi modern bir botanik bahçesine çevirir.
Vefatından sonra, Validebağ arazisi Altunizade ailesinin mülkiyetine geçer. Altunizade İsmail Zühtü Paşa, 1860yılında burada muhteşem bir köşk inşa ettirir. Bir süre sonrada köşkü, güzelliğinden etkilenen, Sultan Abdülaziz ( 1861–1876 ) ‘e armağan eder.
1853 yılında, Sultan Abdülaziz kızkardeşlerinden Adile Sultan için saray mimarlarından Nigoğos Balyan'a koru içinde bir konut yaptırmıştır. Günümüzde Adile Sultan Kasrı olarak anılan bu yapı, öğretmenevi olarak kullanılmaktadır. Yine aynı dönemde Abdülaziz tarafından yaptırılan tarihî bir av köşkü bulunmaktadır.
Kişisel çabalarla oluşturulmaya çalışıldığı için ağaç türü bakımından fazla zengin değildir. Koruda görülen ağaçlar arasında atlas sediri, Himalaya sediri, kızılçam, fıstık çamı, sahil çamı ve defneler büyük gruplar hâlinde bulunmaktadır. Adile Sultan Kasrı'ın çevresinde pavlonya, karaağaç, defne ve saplı meşeler görülür. Korunun geneline meyve ağaçları egemendir. Meyve ağaçlarının çoğunluğunu aşılı armut ağaçları oluşturmakla birlikte, ak ve mor dutlar ile ayvalara da küçük gruplar hâlinde rastlanır.
Korunun içinde Rıfat Ilgaz'ın en önemli eseri "Hababam Sınıfı"nın çekildiği Adile Sultan Kasrı bulunmakta ve günümüzde öğretmenevi ve kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.

31 Temmuz 2014 Perşembe

Biraz da ne okudum bakalım:)

Temmuz ayı ile birlikte kitap okumaya hız verdim, malum geçen aylarda ders çalışmaktan okumalar hafiften gidiyordu. Neyse bu ay özlediğim anlara kavuştum çünkü kitap okumak benim için vazgeçilmez bir tutkudur, okumadığım gün eksik kalırım...
Şimdi neler okumuşum bakalım; Buda'da Bir Boşanma-Sandor Marai'nin okuduğum ilk kitabı. Bu yazarı tanımak bana artı kattı.  İkinci Dünya savaşı öncesi Budapeşte. Yargıç Kömives'in okuldan tanıdığı doktor ve karısının boşanma davası karşısında yaşananların anlatıldığı, bir insanlık sorgusu, adalet, vicdan duygularının irdelenişi...Mutlaka okunmalı diyorum.

Yaz-Kürşat Başar; Kürşat Başar'ın hem yazarlığını hem insan olarak duruşunu, düşüncelerini seviyorum. Benim onunla tanışmam o harika romanı Başucumda Müzik'le oldu ve devam etti. Sık sık kitap çıkaran popüler yazarlardan olmadı o, 11 yıl aradan sonra yazdı yine...Ama Yaz kitabı sadece okurken keyif verici bir roman izi bıraktı bende yoksa maalesef konusu ile bir Türk filmi tadında. Kitaptan bende kalan izi bir cümle ile anlatsam, bir yaz kasabasında tanıştığım görmüş geçirmiş birinin ağzından bir aşk hikayesi, Kıbrıs-Rum-Türk sorunlarının yaşandığı dönemi dinlemiş gibi oldum, derim.
Sevmedim mi, hayır çok sevdim:)

Uçuşan Etekler-Yves Berger/John Berger
Bu kitap John Berger'in oğlu ile, ölen karısının ardından yazdığı ve oğlunun resimlediği 37 sayfalık incecik bir ağıt kitap.
John Berger sevenler kıymetini bilir elbet, benim için kitabın varlığı bile özel...

Cevdet Bey ve Oğulları-Orhan Pamuk
Evet uzun zamandır okumak istediğim bir kitap bu, bildiğiniz üzere yazarın ilk romanı. Ailesinden yola çıkarak 600 sayfalık bir dönem romanı anlatmış, Elbette takdir ettim, hayranlıkla okudum. Dikkat gerektiriyor okurken, olay örgüsünden sıyrılabiliyorsunuz çünkü. Malum bence klasik Orhan Pamuk kitaplarına alışık olmak gerekiyor bunu okumak için.
Bu kitabı da çok sevdim, iyi ki okudum diyorum...

Şu anda okuduğum kitap ise, içine not almışım 2008 yılında aldığım Mahrem, bir Elif Şafak kitabı. Hatırlıyorum aldığım zaman kitaba başlamış ama gerisini getirememiştim. Şimdi rahatlıkla okuyorum hatta bitmek üzere... Yalnız şunu anladım ki, bir yazarın kitabını kavramak için onun üslubuna, yazım diline alışmak gerekiyor. Gerçi son kitaplarını önceki dönem kitapları kadar etkili bulmuyorum, benim için Elif Şafak okuduklarım arasında Baba ve Piç romanıyla bana dokunmuştur.
Bu kitabını henüz bitirmedim ama cinler, periler aleminden bir labirentin içine düşmüş gibiyim:) Şimdilik böyle...

Şimdi başka bir konu, Rusya gezisi yapan arkadaşımdan gelen harika magnetler:))
Koleksiyonum genişliyor henüz yeni evimde onları asacak yeri ayarlayamadım ama bulacağım. Çünkü artık buzdolabına yapıştırmak istemiyorum ayrıca sığmıyorlar da:))

Bayram tatilinin rehavetinin devam ettiği güzel bir hafta sonu dilerim:)

27 Temmuz 2014 Pazar

Bayram dileği...

İyiliğin, kötülüğü yendiği, dünyada sükunetin sağlandığı, barış dolu, sevgi dolu, adaletli ve vicdanlı yüreklerin çok olduğu nice renkli bayramlar diliyorum:)

25 Temmuz 2014 Cuma

Andy Warhol sanatta bir marka...Pop Art'ın öncülerinden.
Pera Müzesindeki bu sergiyi yine ancak son günlerinde yakaladım ve gezebildim. Elbette iyi ki gördüm çünkü bir sanatçının orjinal eserlerine dokunacak kadar yakın olmak pek güzel:)
Tanıtım yazısından;
Andy Warhol ( 1928-1987)
bir grafiker olarak başladığı kariyerini 20.yüzyıl sanatının en ikonik isimlerinden biri olarak tamamladı.
''Fikirlerin, insanlar ve olayların metalaştırıldığı maddi bir dünyada Warhol, çoğaltma ve yeniden üretme teknikleri ile her şeyi nesne statüsüne indirgeyerek, içerik ve formu önemsizleştirdi. Popüler, fani, harcanabilen, düşük maliyetli, seri imal edilen, genç, hazırcevap, hileli ve büyüleyici bir sanat üretti.''


Kafka ile bu sergide de buluşmak çok güzeldi:)
Michael Jakson
Albert Einstein - Sigmund Freud
Geronimo

Bu çalışma kamuflaj teması üzerine yapılmış, çok güzeldi.


Sergi düzeni her zamanki gibi çok iyiyidi, duvarların rengarenk olması çok yakışmıştı.
John Wayne

13 Temmuz 2014 Pazar

Nazlı'nın Defteri Sergisi...




Beyoğlu Anamed'deki (Koç Ünv. Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi) Nazlı'nın Defteri sergisini kapanış gününe yakın gezebildim, şimdi sergi bitti, ben de ilgilenenler için çektiğim fotoğrafları paylaşacağım. Doğrusu blogdaki durgunluk Yaz dolayısıyla mıdır nedir, halen devam ediyor ya:(

 Sergi Osman hamdi Bey'in kızı Nazlı'nın eve gelen misafirler için tuttuğu bir defteri anlatıyor. Şaşırdınız değil mi? Doğrusu benim çok ilgimi çekti, düşünsenize eve babanızın dostları geliyor ve siz bir defter uzatıp ona bir kaç cümle yazmalarını talep ediyorsunuz, işte o insanlar da kırmayıp yazıyorlar ve böyle bir defter çıkıyor ortaya...
Bu foto 10x15 boyutlarında minicik bir çerçevedeki aile fotoğrafı.

Sergi Ressam, Arkeolog Osman Hamdi Bey'in aile fotoğraflarını gösterirken, şimdi müze olan Eskihisar'daki bahçeli yazlık evlerinde geçirdikleri günlerden de bahsediyor ve belge olarak defterden yola çıkarak, deftere not düşen kişileri ve yazdıklarını tek tek sergiliyor.





Bu arada sergi düzeni, mekan, ışıklandırma da çok başarılıydı.

Defterdeki tüm yazılanları burada sergileyemediğimden sadece en ilgimi çekenleri paylaştım. Umarım hoşunuza gitmiştir.



19 Haziran 2014 Perşembe

Kış Uykusu ve diğerleri...




Kış Uykusu filmini gösterime girişinin ikinci günü gördüm hem de Beyoğlu Atlas sinemasında:)
Film için kelimeler yetersiz kalacak. Çünkü insanı, gözünü kulağını ayırmayacak kadar kendine 3 saat 20 dakika bağlayacak film nadirdir herhalde...
Muhteşemdi doğrusu, insan ilişkilerini yine derinden irdelemiş, aşk, vicdan, adalet olgularını işlemiş, iyi oyuncular, alışılmışın dışında bol diyalog ve harika bir senaryo. İyi ki varsın Nuri Bilge Ceylan...
Bu arada söylemeden edemeyeceğim, Haluk Bilginer'in performansına aşık oldum, o kadar diyorum;)
KOCAMAN TEBRİKLER
Not; Milliyet Sanat dergisi bu ay çok güzel, tavsiye ederim.


Başka neler yaptım, bir arkadaşımla sabah kahvaltısı, güzel saatler, sohbet:)
Benim seçimim tatlı tost'tu, yani yumurtalı ekmek ama içi peynirli. Ama ben yine de şekerle tatlandırılanı daha çok severim, çocukluğumun tadı...Siz de sever misiniz?

Hep tatlılardan gittik ya, bunu ben yaptım ama...
İlk Pan kek denemem, oldukça başarılıydı ve lezzetli ama çok aradığım bir tat değil benim. Yine de şu görüntü için bile arada bir yapmalı;))

Yine ders, tabi az çalışınca birkaç dersten yine kalırsın ve bütünleme sınavına çalışırsın, çalışmaya çalışırsın yaniii...
Ay sonuna kadar ne yapabilirsem artık, ilk yılın bocalaması diyor arkadaşlarım:)

Hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum dostlarım:)