30 Ağustos 2011 Salı

Göksu deresi kenarından...

Anadolu Hisarı Göksu Deresi kenarında çok hoş bir mekan var, daha önce de burayla ilgili bir post koymuştum.Şimdi daha detaylı bir tanıtım olacak , daha fazla foto var:))

Oturduğumuz yerin tam karşısında bir mekan , gerçi buranın temiz olmadığını biliyorum , ben sadece motorun içine konan masa sandalyeleri göstermek istedim,orjinal geldi bana...

Sağlı sollu kayıklar , arkada Hisar...
Burayı biraz da Ağva'ya benzetirim , Ağva'yı bilenlerin de benzeteceğini düşünüyorum.



Kahvaltısını şiddetle tavsiye ederim,hem çok doyurucu ve lezzetli , hem de ekonomik:)
Gördüğünüz gibi bolca peynir var...

Simitler bizden , gelirken Çengelköy'ün meşhur fırınından aldık orayı da tavsiye ediyorum size...

Şu kısımlar tam Ağva görüntüsü...
Mekan zevkli yapılmış,çimenler üzerinde tahta masa sandalyelerdesiniz...
Servis güzel , havası harika ve sessiz...
Hatta biz sabah erken gittiğimiz için daha da sessizdi , biraz kitap bile okuduk.

Karşı kıyıda bir ev , çok beğendim de...

Kargalar artık insanlarla içi içe...ben severim bu akıllı hayvanları:)

Yine aynı mekandan çiçekler...


Göksü deresi üzerinden geçen köprü...

Burası da çevreden , daha doğrusu köprünün tam altında , salaş balıkçı lokantaları var...

Ne ince düşünülmüş bir ev...hem yolu görebiliyor,hem birbirini engellemiyor...
Nerede şimdi bu mimari düşünce...
Ben hayranım böyle evlere zaten bir gün düşersem bu yollarda , hep havalara baktığım için olacak...bir de fotoğraf çekeceğim diye tabiii...

Yine bir kahve fotoğrafı geldi :)))
Bu güzel günü yine dostlarımızla keyifle geçirdik ve  kahve içerek sonlandırdık...
Kahve ile karpuz ne alaka demeyin , önce karpuzdan sonra köpüklüden...

Bahçelerden taşan kayısı ağaçları...

Burası Namazgah olarak kullanılan bir yermiş,ilginç değil mi? Şu anda burası park gibi boş duruyor...

İstanbul'da yaşayıp da buraları hala görmediyseniz , kendinizi bir Pazar günü ödüllendirip , burada kahvaltı yapın ve çevreyi , ara sokakları keşfe çıkın derim...

O eskinin ruhunu , inceliğini , mahalle havasını koklayın...
Oralarda ne meşhursa tadın , Arnavut kaldırımı taşlarında yorulana kadar yürüyün.
Sonra evinize ciğerlerinize dolmuş taze hava ve yüzünüzde taze bir tebessümle dönün.

Biz Bayramda İstanbul'da kalıp ,İstanbul'u keşfe devam ediyoruz...

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Maçka Parkında keşif...

Yer Maçka Demokrasi Parkı-Ela Maçka
Maçka Parkı bizim sıkça gittiğimiz fakat fazla iç kısımlarına girmeyip hemen girişteki bahçede daha çok oturup , vakit geçirdiğimiz yerlerden...
Bu sebeple burası bizim için keşif oldu :)
İç kısımlarda birkaç cafe daha var , belki bir gün de onlara şans veririz...

Dışarıdan görüntü , daha içeri girmeden sizi çeken bir dekoru var...

Alaçatıya mı geldik diye bir duraklama :)

Yer karolarına bayıldım,sandalyelere de...
Bana hep eski evleri hatırlatır...

Oturduğum yerden park...
Beyaz yastıklarla dolu bir sedire yaslanmış,gözlerimi yeşile doyuruyorum :)

Hoş bir mekan , insanı rahatsız etmeyen bir servis , 1980 yılı müzikleri fonda...




Aldık kitaplarımızı elimize , yanında az şekerli bir kahve eşliğinde :)

Bu aralar ne mi okuyorum , doğrusu iki kitap birden biri Nazlı Eray -Tozlu Altın Kafes diğeri ,Kirpinin Zarafeti ( Kitap kardeşliğiyle Tuna'dan bana geldi )...
Kirpi fazlaca ilgi isteyen bir kitap olduğundan onu sessiz , sakin ortamlarda daha çok da evdeyken okuyorum.Burası gerçekten sakindi , okuyabildim.

Nazlı Eray'ı da daha çok dışarıdayken rahatlıkla okuyabiliyorum , hatta bitti bitiyor.

İstanbul'u keşfe devam...
Dün ve bugünkü gezilerim sıradaki postta olacak...

23 Ağustos 2011 Salı

Sabanca'da Pazar günü...


Biraz hareketli bir hafta sonu ve hafta başıydı.Bu yüzden Pazar postu bugüne kaldı :)))

Sapanca'da İstanbuldere Alabalık evi...

İstanbul'dan arabayla çıkışla ortalama birbuçuk saatlik bir yol ...
Ama değecek bir yol...yol kenarları yeşillik...sıkıcı değil.
Sapanca Gölü -Adapazarı'nı bilmeyen yok gibi ama tepedeki bu yeri herkes bilmeyebilir.




Dostlarla sohbetle çabucak geçen bir yolculukla vardık.
Kahvaltı'yı burada yapmayı planlamıştık , öyle de oldu...

Burayı öğlen ve akşam yemekleri için tercih eden de çok çünkü kiremitte alabalıkları meşhur.

Şelale , dere , su seslerinin kulaklarınızı doyurduğu , kademe kademe oturma yerleri , yeşilliğe doyacağınız, temiz hava alabileceğiniz bir mekan...

Burada zaman su gibi akıyor,zaten karnınız da doyduktan sonra ortamın da verdiği rahatlıkla rehavet çöküyor.

Kahvaltısı çok doyurucu ve lezzetliydi.Ayrıca meşhur kiremitte peynirleri de tatmaya değerdi.Daha önce de birkaç kez gelmiş zaten memnun kalmıştık.


Hamaklar çok cezbedici...al kitabı eline , gel uzan koynuma diyor :)

uyuklayan ördekler...




yerdeki kelebek galiba ömrünü doldurmuştu...

canlı renkleri , kadifemsi dokularıyla çiçekler...


Kahvesiz olur mu ?

Dönüş yolunda uğradığımız bir saklı cennet , burası çok güzel fakat işletme olmadığı için oturamıyorsunuz...Sadece biraz durup , fotoğraf çekip , mola veriliyor.



Burası da Sapanca Gölü kenarı ...

Sahilde halkın oturabileceği sıralı çay bahçeleri var , oldukça kalabalıktı...

Bu Sapanca Gölü bana hep gölden çok denizi hatırlatır,hem çok büyük , hem de dalgalı olduğundan galiba...


22 Ağustos 2011 Pazartesi

Sürpriz kitabım geldiii.....



Sevgili http://bugdaytanesi.blogspot.com/ güzel bir etkinlik yapmıştı ve bu etkinliğe katılanlar çekilişle karşılıklı kitaplaştı...
İşte bu çekilişte bana kitap gönderen Sevgili http://hayatcesurlarıvepozitiflerisever.blogspot.com/ bana bu güzel kitabı içine yazdığı içten duygularıyla göndermiş.
Can Dündar sevdiğim yazar ve gazetecilerden biridir.Bu kitapta çocukluk anı-öyküleri  var eminim bunları okumak beni çok duygulandıracak.Hemen bir tanesini kitabın adıyla aynı adlı Kırmızı Bisiklet anı-öykü yazısını okudum ve bir kısmını sizlerle paylaşıyorum...
Blogdaşlarım , her ikinize de teşekkürler  :)

.....bir süre sonra yoruldum.
''Şimdi kendin binmeyi deneyeceksin ''dedim...
Çekindi biraz.
''Süremem'' diye diretti.
''Sürersin''dedim ; ''ben hemen arkandayım.''
Önce ürkerek bastı pedallara...Kırmızı bisikletin dengesi bozuldu.Fark ettirmeden seleden tutup düzelttim.
Acemi sürücüyü iltifatlar ve ıslıklarla yüreklendirdim.
Şimdi bazen arkasından tuttuğumu bilmeden bisikleti kendisinin sürdüğünü sanıyor,bazen ise tuttuğumu sanıp gerçekten kendisi sürüyordu.
Zamanla bisikleti kimin yönettiğini ayırt edemez oldu.
Oysa ben farkındaydım:
Kırmızı bisiklet uçmaya hazırlanıyordu...

ARKA KAPAKTAN;
...Süzüldüm imbiğinden...
Piştim , o ihtiyarın dergahında...
Babamın oğluydum eskiden;
Oğlumun babası oluverdim birden...




21 Ağustos 2011 Pazar

Kuzguncuk gezisi...

Kuzguncuk bana göre Anadolu yakasının zarif bir kasabası...
Eğer mahalle havasını tatmak istiyorsanız yolunuzu mutlaka Kuzguncuk'a çevirin derim.
Gizli kalmış,kesfedilmemiş ara sokaklar...
Köşebaşlarını köşeli değil , yuvarlacık dönen düşünceli mimarlardan çıkmış sevimli evleri...
İnsana hayal kuduran , masallar,öyküler yazdıran bir sıcacık mahalle...
Cami , kilise ve singog'un aynı sokakta can bulduğu...
Çan seslerinin Ezan'la aynı saatte çalmasına denk geldiğim,sessizce bu sesi dinlediğim...
Kedisi , manavı , esnafı , sakini birbirini tanıyan , hep bir selamlaşma sesleri duyabileceğiniz , hem yanlız, hem hiç yanlız kalmayacağınız bir yer burası...

(Yukarıdaki duvar resmi Hayal kahvesinin teras duvarı,çok hoşuma gitti de.)


Bana bu düşünceleri yaşatan bir semt...
Kahvaltı mekanımızın adı Hayat Kahvesi...
Kahvaltısı eh işte! mekan mükemmeldi...

Üç katlı bir kahve , belli ki eski bir ev eski sakinlerinin terkettiği...
Terastan görüntü burası...


Köşeyi dönen evler :)

Kilise kapısı...

Oya gibi işlenmiş çan kulesi...


Eski tahta evlerin arasından uzanan minare...

Sinagog kapısı...

Sarmaşıkların sarıldığı evler...

Rengarenk sıralı cumbalılar...

Güzel sokak isimli tabelalar...


Kahvemizi içtiğimiz Pita cafe...

Cheescake eksi puan aldı , kahvesi ve güleryüzlü sahibesi 10 puan:)

Kuzguncuk'a motorla Beşiktaş'tan Üsküdar'a oradan 20 dk.tabanvay'la gittik...
Yürüyüş yolumuz çok keyifliydi , sahilden , parklardan geçerek bu manzara eşliğinde...


Motorla dönüş yolundayken...gün batımı...


Herkese enejik bir hafta diliyorum...